Tõlge "Bengal roos" Türgi keel:


  Sõnastik Eesti-Türgi

Bengal - tõlge : Roos - tõlge : Bengal roos - tõlge :
Märksõnad : Gül Gül Gülün Gülü Gülüm

Ads

  Näited (Välised allikad, ei vaadatud)

Roos! Roos!
Gül!
Roos on roos Kas roos on roos on
Kapıdan girdin mi içeri sonra dönemezsin bir daha geri
Roos on roos.
Kepek ama nerdee kepek.
Roos
Gül
Roos!
Gül!
Roos!
Olamaz!
Roos!
Gül!
Roos!
Gül! Gül! Gül!
Roos!
Gül! Gül!
Siia. Roos!
İşte.
Oh, Roos!
Oh, Gül!
PUNANE ROOS
Beyaz gül Nazik aşk.
Elu on roos.
La vie en rose.
See on Roos.
Bu Gül.
Ükskord unes. Roos!
Bir gün bir düş Gül!
Milline ilus roos.
Ne kadar güzel bir gül.
See on Roos.
Bu Rose.
Roos, kus sa oled?
Gül! Gül, neredesin? Gül!
Roos, ära puudu midagi!
Gül! Sakın bir şeye dokunma!
Mu metsik iiri roos.
Benim vahşi, İrlandalı gülüm. Biraz saygı göster kelebek!
Seal väljas on must roos.
orada, dışarıda siyah bir gül var.
Paneme nad kõik magama, kuni Roos ärkab.
Ama Gül uyanana dek onları da uyutacağız.
Peale sellist reisi on värske nagu roos!
Bu uzun yolculuktan sonra bile hala gül gibi taze.
Sa pead mõtlema, kuhu varastatud roos peita.
Çaldığın şey görünmemeli. Gizli kalmalı.
See peab olema roos Sest see riimub Moosesega .
Olmalı burada hayır çünkü onun kafiyesi cayır
Tõesti? Minul ka. Mu lemmiklill on punane roos.
En sevdiğim çiçek kırmızı güller.
Nagu sa näed, on see äsja lõigatud roos.
Gördüğünüz gibi, bu dalından yeni koparılmış bir gül.
Roos on see, mida Mooses arvab varbaid endal olevat
Yanarsın ateşlerde cayır cayır Bir daha gelmez senden hayır
Mulle näib, et mõnikord ma lõhnan nagu roos naistele.
Bazen bir koku yaydığımı düşünürüm. Bilirsin, dişileri harekete geçiren.
Lootsin Kyotosse tagasi minna, aga eksisin siin roos ära.
Kyoto'ya dönmeyi umuyorum, ama bu yaban tarlaların arasında kayboldum.
Ma olen kuusteist, peagi saan seitseteist, süütu kui valge roos
Çiçek gibi masum
Oh, mu arm on kui punane, punane roos, mis õitseb juunis.
Ah, aşkım haziranda açan, kırmızı, kırmızı bir gül gibi..
Ta on tõesti kõige imelisem, päikesekuld ta juustes. Huuled punased kui roos.
Aslında ne kadar güzel Gün ışığı gibi parıldayan saçlar gülleri utandıran kırmızı dudaklar.
Uinuv kaunitar kena, kuldne päikesepaiste su juustes, huuled nii punased kui punane roos.
Uyuyan Güzel, Saçlarında Gün ışığı,
Benjamini pojad olid Bela, Beker, Asbel, Geera, Naaman, Eehi, Roos, Muppim, Huppim ja Aard.
Benyaminin oğulları Bala, Beker, Aşbel, Gera, Naaman, Ehi, Roş, Muppim, Huppim, Ard.
Ma roos minna, aga Holmes püütud mulle käe ning surus mu tagasi minu juhatusel.
Ben gitmek için yükseldi, ancak Holmes bilek beni yakaladı ve benim koltuğa beni geri itti.
Päikesekuld tema juustes, huuled punased kui roos, kõnnib koos kevadega, kuhu iganes ta läheb.
Saçlarında gün ışığı Parıldasın. Dudakları, kırmızı gülleri utandırsın.
Otsi kuueteistaastast neidu, juustega kui kuldne päikesetõus. Ja huultega, mis on punased kui roos.
Onaltısında, saçları günışığı gibi parıldayan, dudakları gül kadar kırmızı genç bir kız ara.
Kui ma kirjutan roos , hakkab see minu käes õitsema ja mesilased tulevad minu luulest toituma.
Eğer gül yazarsam, başımda gül açar ve arılar şiirlerimden beslenmeye gelir.
Niipalju, kui mina asjast aru saan, siis roos paistab teist nime kandes teistsugune ja võib olla koguni lõhnab teisiti.
Sonuç olarak diyebileceğim, ismi farklı olan bir gül büyük ihtimalle diğerlerinde farklı gözükecektir hatta farklı kokacaktır.
Kuninganna Kroket Ground suur roos tree seisis sissepääsu lähedal ja aed roosid kasvavad oleks valge, kuid seal oli kolm aednikud juures seda usinalt maali neile punane.
Kraliçe Kriket Zemin büyük bir gül ağacı girişine yakın durdu bahçede büyüyen gül, beyaz, ancak üç bahçıvanlar az vardı o sıralar onları kırmızı boya.
Ei pruugi korv, stabiilne luud, matt tegemisel, maisi kuivatamine, pesu tsentrifuugimisel ning keraamika äri on orienteeritud siin, muutes kõrbesse õitsema nagu roos, ja palju järeltulijaid on pärinud maa, oma vanemate?
Olabilir sepet, istikrarlı süpürge, paspas yapımı, kavurucu mısır, keten iplik ve çanak çömlek iş, el değmemiş doğa, gül gibi çiçek yapma, burada büyüdü ve sayısız kuşaklar babalarının topraklarını miras var mı?
Ta võttis lonksu, heitis kahtlaselt akna, võttis veel ühe lonksu, siis roos ja võttes servjett käes, kõndis üle toa ja tõmbas pime allapoole peal valge musliin et varjutas madalam panes.
Daha sonra, bir lokma aldı pencerede şüpheyle baktı, bir lokma aldı gül ve elindeki peçeteyi alarak, oda boyunca yürüdü ve kör çekti üst alt bölmelerinde gizlenmiş o beyaz muslin.
Miks fakt on, näed, Miss, see siin oleks pidanud punane roos puust ja me esitame valge üks kogemata ja kui Queen seda leida välja, meil kõigil peaks olema meie peade lõigata, tead.
Kraliçe onu bulmak için ise KIRMIZI gül ağacı ve biz yanlışlıkla beyaz bir koyun başımızı kesti çıkışı, hepimizin sahip olmalıdır, biliyorsun.

 

Seotud otsingute: Roos - Roos Puu -